MEMDUH EKİCİ FOTOĞRAF GALERİSİ
FOTOĞRAFLARLA ANADOLU  
  Ana Sayfa
  BOZKIRIN RENKLERİ
  BİTMEYEN GÖÇ
  BOZKIRIN İKİ YÜZÜ
  HAYALET KÖYÜN BEKÇİLERİ
BOZKIRIN RENKLERİ


BOZKIRIN RENKLERİ...

Fotoğrafçının yaşadığı coğrafyaya borçlu olduğunu ve bu borcunu ödemek zorunda olduğunu düşünüyorum. Coğrafyasının kaybolan ve kaybolma tehlikesi taşıyan değerlerine sahip çıkmalıdır.

 

Fotoğraf çekmeye başlamadan önce böyle bir yükümlülük taşıdığımızın farkında bile değildim. Gözlem yapıyorsak bile bunu sadece kendimiz için yapıyor,korunması gerektiğini düşünmüyoruz bile.

 

Oysa; O gözlemler bir sanatçı hassasiyeti ile yapıldığında, ilham dediğimiz ilahi bir olay devreye giriyor. Yaratıcı kendi sırlarını sanatçıya fısıldıyor sanki. Makinenizin ayarları ile Elde edemeyeceğinizi bildiğiniz büyülü fotoğraflar elde ediyorsunuz.

 

İlk fotoğraflarımı bir ressam profesör dostuma göstermiştim.Tek,tek inceledi ve bana dönerek,“-DOSTUM, BUNLAR MAKİNENİN ÇEKTİKLERİ.SENİNKİLER NEREDE?” dedi. Bu sihirli cümle vizörden her baktığımda kulaklarımda tekrarlar durur…”…. SENİNKİLER NEREDE?”

 

Kendimizden bir şeyler veremediğimiz fotoğrafımız olmasın isteriz,ama bu o kadar da kolay değil sanıyorum. Yanlış hatırlamıyorsam ustamız ARA GÜLER, şöyle  söylüyordu: ”-Çadırında bir gece yatmadığım çobanın fotoğrafını çekmem.”

 

Belki o kadar değil ama, yaşadığım coğrafyada sofrasına oturup, çayını içmediğim çobanın, ekmek vermediğim köpeğinin fotoğrafını çekerken içimde beni destekleyen gücü bulamadım.

 

Ne zamanki çobanlar beni tanıdı, aramızda samimiyet koyulaştı, işte o günden sonra fotoğraflarımdaki ışık değişti, renk değişti…

 

Her coğrafya kendi kültürünü oluşturur. Benim yaşadığım coğrafyanın iki yüzü olduğuna inanıyorum. Bir yüzü Meke gölü,  Karapınar ve Karacadağ’ın olduğu bozkırın çöl yüzü…

 

Diğeri Ereğli, İvriz ve Toros’ların olduğu bozkırın sulak yüzü..

 

Bu bölgelerde ürettiğim fotoğraflar bence de, dostlarımca da farklı görüldü her zaman.

 

Bir fotoğrafıma yazdığı yorumda dostum Fatih Kısa (AKDENİZLİ) şunları yazmıştı:

 

“..."Biz Meke Fotoğraflarıyla birlikte O fotoğrafların arkasındaki heyacanı sevdik. O fotoğraflara anlam katan, yorum katan insanı sevdik. Meke fotoğrafları kadar mükemmel, ışığa boyanmış, yarı mistik fotoğrafların Akdenizden çıkmadığı olarak algılıyorum…..”

 

Bozkırın çöl yüzünde, Meke vardı, toz kaldıran koyun sürüleri,çoban köpekleri vardı… Ama,hepsinden daha önemli “MEKE’NİN DERVİŞİ” vardı.

 

Bozkırın sulak yüzünde yansımalar vardı, sulak yeşillikler, mandalar vardı… Ama  hepsinden önemli “GÜNEŞE KOŞAN  ATLAR” vardı…

 

…Ve bunların her birisi kendi kültürünün içinde yaşıyordu. Bence hepsinin ortak adı MEKE KÜLTÜRÜ idi…. Çatalhöyük’ten bile yaşlı olduğuna göre, oraları da içine alacak şekilde bu coğrafyanın tamamının adı bu olmalı ve yaşatılmalıdır.

 

Bize düşen bu kültüre “MEKE’NİN DERVİŞİ” gibi hizmet edebilmektir… Kimdir bu Meke’nin dervişi? Adı Ahmet Müftüoğlu, yaşı 85. Meke’nin 1 km. güneyinde bir yaylada yaşar.

 

Anlatmakla Meke’nin dervişini tanıtmak zordur, onu görmek gerek.

 

Yolu Meke’ye öyle ya da böyle düşecek dostlar...

 

Meke de su deposunun yanından sola dönerseniz o yol sizi Ahmet amcanın yaylasına götürür.1 km ilerde Meke’nin tam güneyinde soldaki ilk ev onundur. Çölün büyüyebilmiş tek ağacı onun kapısının önündedir.

 

Size mutlaka birşeyler ikram edecektir. Ona yapılacak en büyük saygısızlık ikramını geri çevirmektir. GİDİN VE ONU TANIYIN... GÖZLERİNDEKİ YAŞI YÜZÜNDEKİ TEBESSÜMÜ MUTLAKA GÖRÜN.

MEKE  
  MEKE, MEKE'NİN DERVİŞİ ve MEKECİ 365*24 SAAT SİZ DOSTLARINI GÖNÜL KAPILARI AÇIK BEKLEMEKTEDİR  
Reklam  
   
Bugün 1 ziyaretçi (5 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=